Deneyimler ve Kararlar Üzerine…

”Eğer bir hayaliniz varsa bunun için savaşın. Tutku için disiplin gerekir. Kaç kez reddedildiğiniz, düştüğünüzün, yıprandığınızın bir önemi yok. Önemli olan kaç kez ayağa kalkıp, cesur olup yola devam ettiğinizdir.”

Geçirdiğim son 2 haftanın özeti yukarıdaki cümledir. Aslına bakarsanız bu yazıyı geçen hafta paylaşmayı çok istiyordum. Fakat ne yazacak psikolojim ne de halim vardı.

Diğer yazımda özellikle İstanbul’da ve birkaç büyük şehirdeki Reklam/Tasarım ajanslarına başvuru yaptığımdan bahsetmiştim. En nihayetinde içinde portfolyolarını inceleyip ciddi anlamda etkilenip ”-tam benim kafam!” dediğim, bunun yanında ”belki geri dönerler” diye başvurduğum bir kaç yerin dönüş sağlamasıyla yollara düşüp, gittim. Gittim ne mi oldu!? Önce İstanbul sonra Ankara…

Kendilerini konumlarından ötürü rakiplerinden her daim 1-0 önde gördüklerini, çalışma disiplinine aşırı önem verdiklerini, resmen işe aldığını beyan edip, üstüne birde ”-Salı gününe kadar bekleyin, resmiyete o gün dökeriz.” diyip, işlerinde aşırı profesyonel olduklarını iddia eden ama bununla hiç bir alakası olmayan sektörün yüz karası bir ajansla görüşmeye gittim! Keşke gitmez olsaydım. Dışarıdan baksanız havalar bin beşyüz! Beni günlerce bekletip, hiç bir telefonuma geri dönmeyen, üstüne üstlük klasik yalanlardan biri olan ”-Toplantıdayım, seni sonra arayacağım” otomatik mesajını yönlendirip, hiç bir şekilde dönüş sağlamayan ciğeri beş para etmez insanlarla muhattap oldum.

Neden mi bu kadar sinirliyim? Bunların yüzünden sürekli aynı endişeyi yaşayıp, mesleğimden soğumaktan korktuğum için. Bu kadar mı zor geri dönüp, ”-Kardeşim biz seninle çalışamayacağız, fikrimizi değiştirdik.” diyebilmek. İşin en üzücü yanı ise ben en çok bunlar için taa Allah’ın Kapadokya’sından kalkıp İstanbul’a gittim. Üstüne kendimi geri zor attım evime. Günlerce hastaneler de yediğim serum ve iğnelerde cabası. İnce düşüncelilik edip, sözde görüşeceğimiz gün aman aradıklarında hemen gideyim diye ajansın bulunduğu semte gidip, saatlerce bekledim soğukta.

Neden bu kadar kötüsünüz? Yazıklar olsun cidden size. (Bu yazıyı tarafınıza mail atacağım zaten, rezil olmak sizinde hakkınız nede olsa)

Tüm bu olanların yanında, İstanbul’a gitmeden önceki haftalarda telefon ile görüşüp, bazı konularda anlaşamadığım bir yer vardı. Beyoğlu’nun en güzel sokaklarından birinde, şirin mi şirin bir tasarım ofisi… Her ihtimale karşı tekrar arayıp, İstanbul’da olduğumu, olumsuz da olsa tanışmak istediğimi belirttim. Sağolsunlar nezaket gösterip, kabul ettiler.

Adana’lı gardaşlarım… Açık pozisyonları olmadığı halde ”-Buraya kadar gelmişsin, seni boş çevirmek istemeyiz.” diyip alternatif çözümler önüme sunan, sıcak sohbetli insanlarla karşılaştım. İşte gelde bunları yüreğine koyma. Boş yere demiyorlar Adana insanı sıcak kanlıdır diye. Gerçekten öyle.

Ankara’da ne oldu peki?

(Bu arada Ankara’ya günü birlik geldim gittim. Hiç bir tanışımın haberi olmadı. Kuziler okuyorsanız şimdi öğreneceksiniz. Fakat çok özür hemen dönmem gerekiyordu. Freelance bitirmem gereken işlerim vardı.)

Neyse oradaki olayı özet geçeyim:

  • Senin fikirlerinin önemi yok, ben ne dersem onu yapacaksın.
  • İnternetten bir ondan, bir bundan çalıp çırp harmanla ortaya çıkar bir şeyler… (Özgün iş çıkaracağım diye kendini hırpalayanları anlamıyorum diyor.)
  • Sadece ”Kurumsal Kimlik” çalışacağız. Web sitesini görseniz Alllaaaah dersiniz, yok yok! (Şey gibi bu: Narın dıştan harika görünüp, içinin vööğğh çıkması gibi!)
  • Haftasonları sadece ben çalışacakmışım.
  • Oranın çaycısı, temizlikçisi biz olacakmışız (Sen olacaksın demiyor, utandı mı artık ne olduysa?!)
  • Sonra ”-Ya bu şartları kabul eder, kafandaki maaş miktarını söylersin. Ya da hayır der, yollarımızı ayırırız.”  dedi

Elbette H A Y I R ! dedim.

Ben onca sene oradan buradan çalıp, çırpayım diye okumadım bu bölümü. Ayrıca kullandığımız programlar bile farklı. Alaylılara saygım sonsuz fakat bu alaylı, alay konusunu aşmış başka bir boyuta getirmiş. Hiç kusura bakmasın. Gidişim muhteşemdi ama dönüşüm daha muhteşem oldu. Allah onun yanında çalışacak olana sabır versin ne diyeyim. Umarım tencere-kapak birini bulurda rahata kavuşur.

Anlayacağınız, sektör çok kötü. Kurtlar sofrası. Belki abartıyor olabilirim, ama oradan okuduğun gibi değil sevgili okuyucum. İnsan yaşamadan bilemiyor. İstanbul ve Ankara’ya gitmemin bana sağladığı avantajlar olmadı mı ? Oldu tabiki! Her iş görüşmesi bir tecrübe. Ben en büyük tecrübeyi kazandığımı düşünüyorum. Bir diğer yandan ”Yarım Akıllım’ı, Turuncu Kafam’ı, Art Direktör Beyim’i, Kitap Kurdum’u, akrabalarımı görmüş oldum. Şuan için verdiğim karar İstanbul defterini dürüp atmak.

Peki bundan sonra ne mi yapacağım?

Benim için ”en büyük” sorun olan dil işini halletmem gerek. Ekstra çaba ve güzel bir kursla bu işe bir nokta koyacağım. Ve uzun bir süre Remote & Freelance Designer kafasına yoğunlaşacağım. Şuanda elimde hali hazır da sürekli devam eden projelerim mevcut. Hiç yoktan iyidir. Azim ve inanç ile her şeyin üstesinden geleceğimi biliyorum. Bugüne kadar ne hayal ettiysem er yada geç elde ettim. Gerek kendi çabamla gerek ailemin desteğiyle. Önemli olan pes etmemek. Geçen hafta o kadar inancımı yitirdim ki… Fakat bunun yanlış bir yol olduğunu farkettim. ”Onlar kim köpek?”

Diğer yazıda görüşmek üzere. Sevgiyle kalın. Ve accık yorum atıverin!

Author:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir